5 Ekim 2010 Salı

Sonbaharın getirdikleri

Eylül'ü devirdik, Ekim'e merhaba dedik. Hayat tam gaz akıyor yine. Çocuklar büyüyor, Cenk'le ben koşuşturuyor ve bu güzel telaşın içinde onları çok, ama çok sevmeye devam ediyoruz.

Alp artık bir emekleme uzmanı... Oyuncaklarla ilgilenmek yerine evdeki hareketi izleyip bizim peşimizde dolaşmayı tercih ediyor. Sürekli ayakta durmak istiyor. Bu aralar en gözde mekanları fırın (!), Can'ın koltuğu ve klozet... Fırını çalıştırmak kabus oldu, tutacağından asılıp açmaya çalışıyor çünkü, bazen başarıyor da... Ödümüz kopuyor elleri yanacak diye. Uzun sözün kısası, kek vs pişirirken Alp'in başında beklememiz gerekiyor. Giderek akıllanıyor evimizin küçüğü. Mesela bu sabah kahvaltıda 'Bak Alp, ışık' diyerek lambayı gösterdim. Sonra da 'Işık nerde Alp?' diye sorduğumda o şişko kollarını kaldırıp çığlık atarak lambayı gösterdi. Bir de 'ışık' demeye çalışıyor, ama 'şşşş' diyebiliyor sadece:-)

Can başka bir alem. Giderek kendi hayal dünyasını oluşturmaya başladığını farkediyorum. Ona okuduğumuz kitaplardan, izlediği çizgi filmlerden, okulda ya da parkta oynadığı oyunlardan parçaları biraraya getiriyor ve yeni oyunlar kuruyor kendisine. Bu sabah 6'da kalktı. Cenk yeniden uyutmaya çalıştı ama nafile. Ben de yanıma aldım, başladı anlatmaya:

- Anne ben kovboyun rüyasını gördüm.
- Öyle mi, anlatır mısın?
- Kovboyun eşeği vardı, eşeğini gezdiriyordu, bir de köpeği vardı, onu da gezdiriyordu.
- Sonra nooldu?
- Bu kadar.
- Aa, çok güzel bir rüyaymış...

İşte böyle. Bir de bildiği şarkıların melodilerini alıp farklı sözler uyduruyor. Beste aynı, güfte farklı yani:-) Bu sözler bazen mantıklı bir öykü anlatıyor, bazen ise tamamen uydurmaca.

Alp'le ilişkilerine gelince, gayet iyi gidiyor şimdilik. Can'ın sıkıldığı zamanlar oluyor bazen: Alp, önünde 10 oyuncak bile olsa, mutlaka Can'ın o sırada elinde olan oyuncağı almak istiyor. Can da sinir oluyor haliyle. Alp biraz akıllanıncaya kadar bu durum devam edecek gibi görünüyor. Can önce biraz bağırıp çağırıyor, ama sonra veriyor oyuncağını tatlı oğlum...

Okul da fena gitmiyor. Okula götürürken 'anne beni saat kaçta arabayla alıp eve götüreceksin?' diye soruyor, hemen hemen her sabah. Bu sabah da, 'Anne okuldan eve gelince Şimşek MacQueen filmini izleyebilir miyim?' diye sordu:-)

Ah, bir de son olayımız Cenk'le bana isimlerimizle hitap etme olayı. Nereden çıktı, neden böyle istiyor hiç bilmiyoruz ama artık bize anne-baba değil, Özgür-Cenk diyor... Bana Özgür diyemiyor, Öskür diyor...Biz de eğleniyoruz. Cenk akşamları işten geldiğinde soruyor:

- Can, nasılsın oğlum?
- İyiyim Cenk, sen nasılsın?

:-))

2 yorum:

JumpingBeans dedi ki...

İsimle hitap etme durumu harika... Böyle devam edin bence. Sevgiler Kemal...

Ozgur Selvi Tasdan dedi ki...

Merhaba Kemalcim, bize de eğlenceli geldi doğrusu, artık kendisi nasıl isterse öyle devam etsin:-)