Merhaba,
Geçtiğimiz hafta hava beklendiği gibi epeyce soğudu ve Çarşamba sabahı bembeyaz bir dünyaya uyandık. Can ve Alp'in sevincini görmeliydiniz: uyku sersemi halleriyle odalarında zıplamaya başladılar. Bir gün öncesinden tembihli olmalarına rağmen pek bir heyecanlandılar.
Okulların tatil edilmediğine şaşarak, ailecek hazırlandık ve dört astronot olarak arabamıza bindik. Tüm iyi niyetimizle önce Cenk'i işe bırakabileceğimize, sonra da 30 kilometre uzaktaki kampüse ulaşabileceğimize olan inancımız tamdı. Ama ne mümkün? Bırakın yola çıkmayı, arabayı 10 metre bile yürütemedik. Üçüncü denememiz de patinajlarla sonlanınca kaderimize boyun eğip, Can ve Alp'in sevinç çığlıkları eşliğinde eve doğru çark ettik...
Evde mahsur kalan Özgür ne yapar? Kendini mutfağa atar. Çocuklar diye seslendim kuzulara: 'Madem evde kaldık, bugünü abur-cubur günü ilan ediyorum!' Sonra da olanlar oldu...
Güne son derece sağlıksız şarküteri ürünleri olan sucuk ve sosisle başlayan anne ve iki oğlu, öğle yemeğini patlamış mısırla, öğleden sonrayı mis kokulu kakaolu kek ve sevgili komşum ve arkadaşım Sevil'in nefis poğaçalarıyla, akşam yemeğini de şimdi ne olduğunu hatırlayamadığım bir takım atıştırmalıklarla geçiştirdiler. Bu arada kartopu oynamayı ihmal etmedik. Kötü beslenmiş olsalar da bol bol oksijen aldılar laf aramızda. Neyse ki akşam yatmadan önce nefis sütlerini içirdim, bu son hareketle yırtmış oldum sorumsuz annelikten :-) Ah şimdi anımsadım, birer muz da yediler sahi.
İşte bizim zorunlu kar tatilimiz böyle geçti...
16 Aralık 2013 Pazartesi
21 Ekim 2013 Pazartesi
Bayram Şekerleri
Bir tatil daha geride kalır, sonbahar artık kendisini iyice hissettirmeye başlarken; ihmal edilmiş, talihsiz bloğuma bir el atayım dedim değerli okuyucular. Bu bayram son senelerde hep yaptığımız gibi güzel İzmir'deydik.
İzmir benim için çok şey demek. Anneannem demek, çocukluğum demek, ilk gençliğim demek, yaz tatillerim, Şubat tatillerim demek, eski dostlarım demek, mandalina bahçeleri, nar ağaçları demek, sobada yanan odunların kokusu demek...
Bir de kız kardeşimle el öpüp kah para, kah mendil, kah şeker topladığımız; gümüş kupalarda vişne, koruk şerbetleri içip kurabiyeler yediğimiz bayramlar demek.
Velhasıl bizim oğluşlar da bu bayram alın terleriyle topladılar bayram harçlıklarını. Dönüşte de kendimizi oyuncakçıda bulduk. Aman ne sevinç, ne neşe, ne telaş vardı oyuncakçıda...
Bayram tatilimiz pek güzel geçti, darısı başka bayramlara diyerek sizleri birkaç Foça, bir de Doğal Yaşam Parkı fotoğrafıyla baş başa bırakıyorum.
Bir tatil daha geride kalır, sonbahar artık kendisini iyice hissettirmeye başlarken; ihmal edilmiş, talihsiz bloğuma bir el atayım dedim değerli okuyucular. Bu bayram son senelerde hep yaptığımız gibi güzel İzmir'deydik.
İzmir benim için çok şey demek. Anneannem demek, çocukluğum demek, ilk gençliğim demek, yaz tatillerim, Şubat tatillerim demek, eski dostlarım demek, mandalina bahçeleri, nar ağaçları demek, sobada yanan odunların kokusu demek...
Bir de kız kardeşimle el öpüp kah para, kah mendil, kah şeker topladığımız; gümüş kupalarda vişne, koruk şerbetleri içip kurabiyeler yediğimiz bayramlar demek.
Velhasıl bizim oğluşlar da bu bayram alın terleriyle topladılar bayram harçlıklarını. Dönüşte de kendimizi oyuncakçıda bulduk. Aman ne sevinç, ne neşe, ne telaş vardı oyuncakçıda...
Bayram tatilimiz pek güzel geçti, darısı başka bayramlara diyerek sizleri birkaç Foça, bir de Doğal Yaşam Parkı fotoğrafıyla baş başa bırakıyorum.
14 Mayıs 2013 Salı
Okul Gezileri & Gösteriler
Çok uzun zamandır ihmal ettiğim canım bloğuma geri dönüş babında bizim kuzuların okul maceralarından biraz bahsetmek istedim.
Anaokulu harika bir şey. Pazar akşamı yorgunluktan canı çıkan anne-babaların 'Neyse ki yarın Pazartesi' diye hafiften utanarak düşündüğü bir cennet. Evde oyun hamurları, yap-bozlar ve her türlü oyuncakla geçirilen senelerin ardından, miniklerimizi nihayet emanet ettiğimiz süper bir ortam. Uzun sözün kısası, iki ki var.
Bir de tabii ki anaokulu var, anaokulu var. Can'ın üç, Alp'in bir senedir daimi bir neşeyle devam ettiği okulumuzu, yani Elma Ağacı'nı bulmadan önce üç çocuk annesi bir arkadaşımla yaklaşık on kadar okulla görüşmüştük. İyi ki de böyle yapmışız. Böylece, anaokulundan temel beklentilerimin neler olduğunu anlamıştım.
Can ve Alp okulda yoğun, dolu dolu, hareketli hatta kaotik, eğlenceli günler geçiriyorlar. Her ay normal programlarının (yani dans, müzik, satranç vs dersler) yanı sıra gezileri, tiyatro-sinema etkinlikleri ve okul içi partileri oluyor. Mesela geçen hafta maske partileri vardı ve Uçurtma Müzesi'ne gitmişlerdi, bu hafta sanırım Koç Müzesi'ne gidecekler. Bazı geziler kendimiz daha önce gitmiş olduğumuzdan ikinci hatta üçüncü posta oluyor ama olsun, bir zararı yok. Okul arkadaşları ve öğretmenleriyle gitmelerinin başka, bizimle gitmelerinin başka bir tadı vardır diye düşünüyorum.
İşte Can ve Alp'in okul macerasından kareler:





Anaokulu harika bir şey. Pazar akşamı yorgunluktan canı çıkan anne-babaların 'Neyse ki yarın Pazartesi' diye hafiften utanarak düşündüğü bir cennet. Evde oyun hamurları, yap-bozlar ve her türlü oyuncakla geçirilen senelerin ardından, miniklerimizi nihayet emanet ettiğimiz süper bir ortam. Uzun sözün kısası, iki ki var.
Bir de tabii ki anaokulu var, anaokulu var. Can'ın üç, Alp'in bir senedir daimi bir neşeyle devam ettiği okulumuzu, yani Elma Ağacı'nı bulmadan önce üç çocuk annesi bir arkadaşımla yaklaşık on kadar okulla görüşmüştük. İyi ki de böyle yapmışız. Böylece, anaokulundan temel beklentilerimin neler olduğunu anlamıştım.
Can ve Alp okulda yoğun, dolu dolu, hareketli hatta kaotik, eğlenceli günler geçiriyorlar. Her ay normal programlarının (yani dans, müzik, satranç vs dersler) yanı sıra gezileri, tiyatro-sinema etkinlikleri ve okul içi partileri oluyor. Mesela geçen hafta maske partileri vardı ve Uçurtma Müzesi'ne gitmişlerdi, bu hafta sanırım Koç Müzesi'ne gidecekler. Bazı geziler kendimiz daha önce gitmiş olduğumuzdan ikinci hatta üçüncü posta oluyor ama olsun, bir zararı yok. Okul arkadaşları ve öğretmenleriyle gitmelerinin başka, bizimle gitmelerinin başka bir tadı vardır diye düşünüyorum.
İşte Can ve Alp'in okul macerasından kareler:





31 Aralık 2012 Pazartesi
Yılbaşı soframız
Soframız yine bereketli oldu, tarifleri yarın yazacağım.
Bu vesile ile herkese iyi seneler diliyorum.
Bu vesile ile herkese iyi seneler diliyorum.
24 Aralık 2012 Pazartesi
Uzay macerası
Geçen hafta sonu 'NASA: A Human Adventure' sergisine gittik.
Can merakla astronot giysilerini, uzay mekiği parçalarıni, fotoğraf ve videoları inceledi.
Ama Alp'in çok ilgilendiğini söyleyemeyeceğim. Sanırım biraz nanemollaydı, genellikle pusetinde takıldı.
Sergi aslında ilginçti ancak çok kapsamlı değildi ve ortam fazla karanlıktı.
Yine de bizim için güzel bir aile etkinliği oldu. Havanın dondurucu derecede soğuk olduğu bir günü evde geçirmekten kesinlikle daha iyiydi!
İşte sergiden birkaç fotoğraf. Flaşlı çekim yasak olduğundan fotoğraflarımız biraz karanlık oldu.
Can merakla astronot giysilerini, uzay mekiği parçalarıni, fotoğraf ve videoları inceledi.
Ama Alp'in çok ilgilendiğini söyleyemeyeceğim. Sanırım biraz nanemollaydı, genellikle pusetinde takıldı.
Sergi aslında ilginçti ancak çok kapsamlı değildi ve ortam fazla karanlıktı.
Yine de bizim için güzel bir aile etkinliği oldu. Havanın dondurucu derecede soğuk olduğu bir günü evde geçirmekten kesinlikle daha iyiydi!
İşte sergiden birkaç fotoğraf. Flaşlı çekim yasak olduğundan fotoğraflarımız biraz karanlık oldu.
Doğumgünlerinin hissettirdikleri
Ardarda doğumgünü partileri oldu bizim evde.
Hatta bu Cumartesi bir tane kutlama daha var.
Çünkü Kasım ayının 24ünde Alp 3 yaşını bitirdi.
Can da birkaç gün sonra 5 yaşını bitirecek.
Alp için aile arasında bir kutlamamız oldu.
Can ise iki parti istedi: Bir tane siteden arkadaşlarıyla kendi deyişiyle 'küçükler için', bir tane de aile arasında 'büyükler için'.
Çocukların bu yaşa eriştiğine inanmak benim için zor; çünkü özellikle Alp'in aramıza katılmasıyla hayatımız o kadar hızlandı ki zaman duygumu tamamen yitirdim.
Yaşları birbirine bu kadar yakın iki oğlan çocuğuyla hayat hızlanmaz mı hiç?
Sanki dün Alp minicik bir bebekti, Can zaten bebeklikten yeni yeni çıkıyordu.
Cenk ve ben onların hep böyle minik kalacaklarını sanıyorduk.
Otomatik pilota bağlamış gidiyorduk.
Ama zaman öyle bir akmış ki, bizim çocuklarımız aslında büyümüş!
Şaşkınlık, mutluluk, heyecan, gurur, biraz da rahatlama duygusu...
İşte bunları hissettim doğumgünü partilerinde.
Hatta bu Cumartesi bir tane kutlama daha var.
Çünkü Kasım ayının 24ünde Alp 3 yaşını bitirdi.
Can da birkaç gün sonra 5 yaşını bitirecek.
Alp için aile arasında bir kutlamamız oldu.
Can ise iki parti istedi: Bir tane siteden arkadaşlarıyla kendi deyişiyle 'küçükler için', bir tane de aile arasında 'büyükler için'.
Çocukların bu yaşa eriştiğine inanmak benim için zor; çünkü özellikle Alp'in aramıza katılmasıyla hayatımız o kadar hızlandı ki zaman duygumu tamamen yitirdim.
Yaşları birbirine bu kadar yakın iki oğlan çocuğuyla hayat hızlanmaz mı hiç?
Sanki dün Alp minicik bir bebekti, Can zaten bebeklikten yeni yeni çıkıyordu.
Cenk ve ben onların hep böyle minik kalacaklarını sanıyorduk.
Otomatik pilota bağlamış gidiyorduk.
Ama zaman öyle bir akmış ki, bizim çocuklarımız aslında büyümüş!
Şaşkınlık, mutluluk, heyecan, gurur, biraz da rahatlama duygusu...
İşte bunları hissettim doğumgünü partilerinde.
5 Eylül 2012 Çarşamba
Sonbaharın getirdikleri
Son aylarda inanılmaz değişiklikler ve yenilikler yaşıyoruz.
Önce Haziran ayının sonunda tezini verdim.
Tezi verdiğimde, yılların, ama en çok da son 6 ayın fiziksel ve ruhsal yorgunluğunu taşıyordum.
Bu olayın mutluluğu ve heyecanı dalga dalga tüm yaz mevsimine yayıldı.
Sonra üniversitede yrd. doçentlik işi oldu, çok iyi oldu...
Bunların üzerine Can ve Alp'in artık biraz olsun büyümüş olduklarına kanaat getirdiğimiz, görece dinlenebildiğimiz bir tatil yaptık ailecek.
Sonra da yaz bitti, Eylül geldi.
3 Eylül bizim için çok önemli bir gündü.
O gün, Can ve Alp servise binip okula gittiler.
Ben de okula gittim, ama bu sefer öğrenci değil, 'Özgür Hoca' idim.
Uzun sözün kısası, hayat tüm hızıyla akmaya devam ediyor...
Önce Haziran ayının sonunda tezini verdim.
Tezi verdiğimde, yılların, ama en çok da son 6 ayın fiziksel ve ruhsal yorgunluğunu taşıyordum.
Bu olayın mutluluğu ve heyecanı dalga dalga tüm yaz mevsimine yayıldı.
Sonra üniversitede yrd. doçentlik işi oldu, çok iyi oldu...
Bunların üzerine Can ve Alp'in artık biraz olsun büyümüş olduklarına kanaat getirdiğimiz, görece dinlenebildiğimiz bir tatil yaptık ailecek.
Sonra da yaz bitti, Eylül geldi.
3 Eylül bizim için çok önemli bir gündü.
O gün, Can ve Alp servise binip okula gittiler.
Ben de okula gittim, ama bu sefer öğrenci değil, 'Özgür Hoca' idim.
Uzun sözün kısası, hayat tüm hızıyla akmaya devam ediyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
